Aşkın, belleğin bir iz düşümü olarak anlatıldığı bazı filmler vardır, arzunun şimdinin bir parçası değil, geçmişten beridir süregelen bir kalıntı olduğu filmler… Yönetmen Alain Resnais’in insanın içsel problemlerini ve geçmişteki tramvalarının tekrar nasıl gün yüzüne çıkabileceğini anlattığı Hiroshima Mon Amour filminde aşk hafıza tarafından durmadan sarsılan kırılgan bir karşılaşma olarak hayat bulur. Bir aşk ve birbirini tanıma olarak başlayan hikaye zamanla kendini daha derin sulara bırakır: Geçmiş yaraların, savaşın tramvatik yankılarıyla sarıldığı bir tarihler kesişimi…
Hiroshima Mon Amour: Karakterlerin İsimleri Neden Yok?
Film, savaşın getirdiği aşkın kalıntılarını taşıyan bir Fransız aktris ile Hiroşima’ya atılan atom bombasının yarattığı sessizlikten doğan Japon mimarın ilişkisi üzerine kuruludur. İkisinin de filmde isimleri geçmez. Biz onları Nerves’teki kadın ve Hiroşima’daki adam olarak biliriz sadece. Bunun vurgulanmasının altında Alain Resnais ve senarist Marguerite Duras’ın karakterleri belirli kişiler olmaktan çıkarmak istemeleri yatıyor. Bu durum hikayeyi sadece iki kişinin aşkı değil insanlığın ortak deneyimi haline getiriyor.
Filmde isimsizleştirmenin bence en önemli noktalarından biri de kimliğin yerle tanımlanması ve hafızanın mekanla ilişkisi. Bu sayede karakterlerin kimliği kişisel olmaktan çıkar, tarihsel ve coğrafi hale gelir. Kadının Nerves’te Alman askerle yaşadığı yasak aşk, Fransa’nın Almanya’yla savaştığı bu aşkın beraberinde getirdiği dışlanma bireysel hafızayı temsil ederken erkek Hiroşima’yı yani kolektif tramvayı ve bunun aktarıcısı olmayı temsil eder. Bununla ilgili en çarpıcı an ki benim de en sevdiğim sahnelerden biri, kadının heceleyerek “Hi-ro-şi-ma. Senin adın bu” dediği ve erkeğin de cevaben “Senin adın da Nerves. Fransa’da Nerves.” dediği yer olmuştur.

Savaşı Görmek, Hatırlamak ve Unutmak
Alain Resnais’in Fransa’nın Nazi işgalinden tam on yıl sonra çektiği Gece ve Sis isimli belgeselin ardından sinema dünyası ondan Japonya’ya atılan atom bombasını ve yarattığı trajediyi anlatan başka bir film daha çekmesini ister. Uzun bir çalışmanın ardından bu filmin uzun metrajlı bir belgeselden ziyade kurmaca bir film olmasına karar verilir. Özgün senaryosu için Resnais’in yolu Fransız sembolist yazar Marguerite Duras ile kesişir. Filmde Hiroşima’nın yıkımına değinen yerlerin bu kadar şiirsel anlatılması da bu yüzdendir bence. Açılışta kadınla erkeğin birbirine sarılırken konuştuklarını görürüz. Kadın Hiroşima’daki her şeyi gördüğünü iddia eder ve erkek ekler: “Hayır. Hiçbir şey görmedin.” Hiroşima’nın savaş sonrası kaydı bize etrafta olup bitenlerin dışardan nasıl gözüktüğünün birer yansımasıdır. Hastane, müze, yaralı insanlar ve daha niceleri. Bunların hepsi bize aktarılan dış gerçekliktir. Oysa adamın kadına karşı çıkışları, sürekli aslında hiçbir şey görmediğini vurgulaması bize Hiroşima’nın kolektif tramvasını ve yıkımın içsel gerçekliğini gösterir. Normalde filmin geneline baktığımızda kadının hatıraları, erkeğinse gerçekleri yansıttığını görürüz ama bu sahne özelinde kadın gerçekleri erkekse hatırlamayı ve unutmayı gösterir.

Hiroshima Mon Amour: Aşkın ve Ölümün Kalan İzleri
Filmde kadın karakterimizin gençken Nerves’te yaşadığına ve Alman bir askerle birlikte olduğuna şahit oluruz. Kalan son askerdir kendisi, o da ölünce Nerves Alman işgalinden kurtulmuş olur. Tam kız ve oğlan Loire Nehri’nin kenarında buluşup birlikte kaçacaklarken oğlan vurulur. Kız koşup kollarına alır ve oğlan orada ölür. Bu hikayeyi kadın erkeğe anlatırken Alman askerden Japon mimar olarak bahseder, onu vurdular olarak değil seni vurdular olarak. Yani yaşanılan bu aşkın hayaleti Loire Nehri’nden Ota nehri’ne kadar uzanmış ve Japon mimarda hayat bulmuştur. İlişkileri tek günlük bir karşılaşmadan ibaret değil geçmişten beridir süregelen bir aşkın yeni ev sahibi olmuştur. Kadın, Japon mimar sayesinde eski aşkını yeniden yaşamıştır. Birbirlerini tekrar görmek isterler ama kadının dönmesi gerekir. Heralde birbirlerini bir daha göremeden öleceklerdir. Ola ki bir gün bir savaş daha patlak vermezse…

Nietzsche, Tanrı’nın Ölümü ve Fight Club: Modern Dünyada Nihilizm TIKLAYINIZ
Bir Aralar Başımıza Bela Olan “Karantina” Kelimesinin Kökeni TIKLAYINIZ
Pilsen Birasının Tarihi – Bohemya’ya Uzanan Lezzet Yolculuğu TIKLAYINIZ






