"hep bu kitabı yazmak istedim, bu kitabı yazabilmek için çalıştım, bu kitabı yazabilmek için dua ettim"
Yazı kitaba dair spoiler içermektedir!
“Ve Adem karısı Havva’yı bildi; ve Havva gebe kalıp Kabil’i doğurdu; ve ‘Rabbin yardımıyla bir adam kazandım’ dedi. Ve yine kardeşi Habil’i doğurdu. Ve Habil koyun çobanı oldu, fakat Kabil çiftçi oldu. Ve Kabil günler geçtikten sonra, toprağın semeresinden Rabbe takdime getirdi. Ve Habil, kendisi de sürünün ilk doğanlarından ve yağlarından getirdi. Ve Rab Habil’e ve onun takdimesine baktı; fakat Kabil’e ve onun takdimesine bakmadı. Ve Kabil çok öfkelendi, ve çehresini astı. Ve Rab Kabil’e dedi ‘Niçin öfkelendin? Ve niçin çehreni astın? Eğer iyi davranırsan, seni kabul etmeyecek miyim? Ve eğer iyi davranmazsan, günah kapıda pusuya yatmıştır; ve onun istediği sensin; fakat sen ona hükmedeceksin.’ Ve Kabil, kardeşi Habil’e söyledi. Ve vaki oldu ki, kırda oldukları zaman, Kabil, kardeşi Habil’e karşı kalktı ve onu öldürdü. Ve Rab Kabil’e dedi: ‘Kardeşin nerde?’ Ve dedi: ‘Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?’ Ve dedi: ‘Kardeşinin sesi topraktan bana bağırıyor. Ve şimdi sen toprak tarafından lanetlendin, toprak ki kardeşinin kanını senin elinden almak için ağızını açtı; toprağı işlediğin zaman artık sana kuvvetini vermeyecektir; yeryüzünde kaçak ve serseri olacaksın.’ Ve Kabil Rabb’e dedi: ‘Cezam taşınmayacak derecede büyüktür. İşte bugün toprağın yüzü üzerinden beni kovdun; ve senin yüzünden gizli kalacağım; yeryüzünde kaçak ve serseri olacağım; ve vakti olacak ki, her kim beni bulursa, beni öldürecektir.’ Ve Rabb ona dedi: ‘Bunun için Kabil’i her kim öldürürse, ondan yedi kere öç alınacaktır.’ Ve Rabb her kim onu bulursa kendisini vurmasın diye Kabil’in üzerine bir nişane koydu. Ve Kabil Rabbin önünden çıktı, ve Aden’in şarkında Nod diyarında oturdu.” (Steinbeck 289-290)

Habil ve Kabil’in İlk Tohumu: Adam ve Charles
Kitap 4 kısımdan oluşuyor, kitabın ilk kısmı ise iki kardeşin Adam ve Charles’ın hayatına odaklanıyor. Karekterlerin çocukluk dönemine baktığımızda sağlıklı bir anne figürünün olmadığını görürüz. Adam daha 1 yaşındayken annesini kaybetmiştir. Babasının ikinci eşi Alice yani Charles’ın annesi iki çocukla da duygusal olarak ilgilenmez ne güler ne ağlar ne de kızar sadece bakımlarıyla ilgilenir. Bir gün Adam üvey annesini ilk kez kendisine gülümserken görür. Bu Alice’in oluşturduğu mahremiyetin bir ihlalidir ve Adam’ın çocuk hali onu o anda çırılçıplak görür. Gidip bir ağaç kovuğuna saklanır. Oraya gizliden gizliye küçük hediyeler bırakır. Alice de ona. Zamanla Adam için Alice daha kutsal bir hal almaya başlar.
Charles’ın anne yerine koyabileceği kimse yoktur, bu yüzden o babasını kutsallaştırır. Bir gün kardeşiyle akşam yürürken aniden kıskançlığın, hıncın ve öfkenin o keskin alevleri çıkagelir. Babalarının doğum gününde Charles’ın hediyesi rağbet görmezken Adam’ın basit ve ucuz hediyesi daha çok sevilir. Bunun üzerine Charles babasının Adam’ı daha çok sevdiğini düşünerek onu kaburgalarını kırasıya kadar döver hatta eline bir balta alıp onu öldürmeye gelmiştir ki Adam saklanmayı başarmıştır. Adam kanlar içinde eve döndüğünde annesinin şefkatli yüzünü yanıbaşında bulur. Yanında bir leğen ılık suyla Alice Adam’ın yaralarını temizlemeye başlar. Adam adeta darp edildiğine şükredecek kadar huzurludur.
Bu olaydan sonra Adam askere gider Charles ise çiftlikte serseri bir hayat yaşamaya başlar ve uzun süre görüşmezler.
Cathy ve Trask Kardeşler
Kitabın ilerleyen yerlerinde hikayeye Cathy adında bir karakter dahil olur. Sadece kendi amacına hizmet eden ve karşısına hangi engel çıkarsa çıksın yok etmekten çekinmeyen hatta bu engelleri aşarken yaptığı eylemler ne kadar acımasızsa o kadar zevk alan biridir. Bir gün evden kaçar ve yolu bir kadın taciri olan Bay Edwards ile kesişir. Edwards öncesinde Cathy’nin neden bu işi yapmak istemesini anlamaz, onun saf güzelliğine aldanır. Cathy ailesi hakkında bir yalan söyleyerek paraya çok ihtiyacı olduğunu dile getirir. Bay Edwards Cathy’den çok etkilenir ve ona aşık olur. Ona özel bir ev yaptırır, pahalı mücevherler alır ve yanında tutar. Daha sonra Cathy’nin ailesi hakındaki gerçeği öğrenir. Cathy Bay Edwards’ın yanından gitmeye kalkışır. Bay Edwards onu tacirliğini yaptığı kasabalardan birine götürür ve öldüresiye döver hatta Cathy’nin kafatası görünecek kadar alnı yarılmıştır ama yine de öldürmeye kıyamaz ve onu tarlada bırakıp kaçar. Cathy sürünerek Traskların çiftliğine kadar gelmiş, baygın halde geceyi orada geçirmiştir.
Bu zaman içinde Adam ve Charles’ın babaları ölmüş, Adam çiftliğe dönmüş ve onlara çok büyük bir miktarda miras kalmıştır. Sabah Adam ve Charles Cathy ile karşılaştıklarında Adam’ın aklına o saf ve huzur dolu anları gelir, kanlar içindeyken Alice’in ona şefkatle baktığı anlar… Onu içeri taşırlar ve Cathy gözlerini açtığında Adam, bir leğen ılık suyla onun yaralarını temizlemektedir. Zamanla Adam Cathy’ye karşı anlam veremediği duygular beslemeye başlar. Gece gündüz onunla ilgilenir. Adeta Cathy’nin yarattığı bir rüyalar aleminde yaşamaya başlar. Onun büyüsünden etkilenmeyen tek kişi ise Charles’tır. Kendi içindeki kötülükten aşina olacak ki onun içindeki kötülüğü görebilen bir tek odur. Onu hemen çiftlikten göndermeye çalışır hatta kardeşini birçok kez uyarır. Zamanla Cathy’nin en büyük korkusu Charles olmuştur artık. Ama Adam onun saçmaladığını düşünür ve Cathy’ye daha çok bağlanır. Cathy ile evlenip Kaliforniya’ya taşınmak ister. Cathy de her ne kadar evlenmek istemese de parasız ve bakıma ihtiyaç duyduğu için kabul eder ve evlendiği gece Charles ile birlikte olur.
Adam’ın Aden’i ve Kaybolmuş Anne Figürü

Adam’ın karakterine baktığımızda onun ne kadar saf ve art niyetten arınmış olduğunu görürüz. İçinde adeta bir ışık, bir nur taşıyor; kötülük içeren eylemlere bir anlam veremiyor ve bunlarla ilgili bir empati kuramıyordur. İçinde saklı kalan bu ışık ise Cathy sayesinde ortaya çıkar. Daha önceki hayatında, hayata karşı oldukça pasif bir tutum izleyen Adam Cathy sayesinde hayata tutunma gayesi göstermeye başlar. Bana kalırsa bunun en bariz sebebi Alice ile yaşadığı ilişkiyi tekrar onda bulmasıdır. Alice’te yaşadığı Oidipal karmaşa Cathy ile çözülür.
Yapılan bazı araştırmalara göre doğumdan sonra çocuk dünyayı anneyle kurduğu bağla ve anne sütüyle anlamlandırır. Çocuk yitirilmiş cennetini (anne rahmini) anne sütü emerek ve doyuma ulaşarak aşar. Başta bahsettiğim Adam’ın ani duygular yaşadıktan sonra dar bir ağaç kovuğuna saklanması yitirilmiş cennete dönme isteğinin bir dışavurumu. Bakıldığında Adam’ın da Charles’ın da yitirilmiş cenneti aşmalarını sağlayabilecek bir anneleri yok. Charles bu durumu ikincil bir nesne olan babasını anne yerine koyarak ve diğer tüm kadınları hor görerek sağlıyor dolayasıyla kendisine yeniden bir cennet bulamıyor. Adam ise ikincil bir nesne olarak önce Alice’i yani üvey annesini sonrasında Cathy’yi koyuyor ve kendine onunla birlikte kuracağı yeni bir cennet inşa etmeye çalışıyor.
Adam’ın gözleri aşktan o kadar kör oluyor ki Cathy’nin ona nasıl baktığını anlamaz oluyor. Onun tek gördüğü hayat enerjisiyle kurduğu Aden’indeki Havva’sı olmuş oluyor. Adam evi ve bahçesiyle ilgilenirken Cathy hamile olduğunu öğreniyor ve kendine kürtaj yapmaya çalışıyor ama olumsuz sonuçlanıyor. Bunun üzerine Cathy çocukları doğuruyor ve Adam’ı omzundan vurarak kaçıyor.
Kötülük İmgeleri Olarak Cathy
Cathy karakteri yazılırken Tekvin’deki üç önemli figür öne çıkar bunlardan ilki bildiğim kadarıyla Tevrat’ta geçen Adem’in ilk eşi Lilith’tir. Lilith Adem’in eşi olmak istemez ve ona isyan ederek cenneti terk eder. Cathy’de Adam’ın ona sunduğu evi yani Adam’ın Aden Bahçesi’ni istemez ve onu omzundan vurarak onu ve çocuklarını terk eder.
Diğer bir figür ve bence en öne çıkan örnek de Adem ve Havva’yı yoldan çıkaran yılan formundaki şeytandır. Yılan Havva’nın masum çehresini gördüğünde onu kandırmak ve kötü yola düşürmek ister. Aynı yılan gibi Cathy de insanlarda gördüğü herhangi bir iyiliği bir zayıflık olarak algılar ve onların içindeki iyiliği yok etmek için onlara yaklaşır ve onları kötü yola düşür. Cathy’nin daha sonra oğuluyla ve Adam’la karşılaştığı yerlerde bunu açıkça görürüz. İyiliğe karşı bir tiksinti duymaktadır. Adam geneleve Cathy ile yüzleşmek için gittiğinde ona kanmaması ve onunla birlikte olmaması bu sebepten de Cathy’nin ondan nefret etmesi bunun en açık örneğidir.
Son figürse Babil Fahişesi diğer bir adıyla Büyük Babil’dir. Büyük Babil aynı zamanda Katolik Kilisesi’ne göre aydınlığın yeryüzündeki mekanı olan Kudüs’ün tam zıttı ve karanlığın yeri olarak tamamlanır ve buralar devamlı çatışma halinde olan iki ruhani yerdir. Ayrıca Hıristiyanlıkta Aden Bahçesinin yeryüzündeki yerlerinden birinin de Kudüs olduğuna inanılır. Babil Fahişesi dünyavi zevkleri ve ahlaki çöküşü temsil eder. Kralları ve güçlü erkekleri sarhoş edip onları zayıflatıp kontrol eder. Zamanla Cathy’de adını değiştirerek (Kate) bir genelev işletmeye başlar, orada erkekleri güçsüzleştirir ve onlara kendi amelleri için şantaj yapar.

Bilgeliğin Anahtarı: Lee, Samuel Hamilton ve Timşel
Anneleri tarafından terk edilmiş, babaları da annelerinin yokluğunda kaybolmuş olarak doğan çocuklar evin çinli hizmetkarı Lee tarafından büyütülür. Lee aynı zamanda Adam’a yol gösterecek olan bilge kişidir. Sam Hamilton ise Adam’ı sonu olmayan kabusundan kurtaran ve onu hayata döndüren kişidir. Cathy gideli bir yıl olmuş ve çocukların isimleri bile daha konmamıştır. Bunun üzerine Samuel Adam kendine gelsin ve harekete geçsin diye onunla dövüşür. Ona güzel bir ayar çeker. Bana kalırsa şiddetle hiç bir şey çözülmez ama nasılsa bu dayak Adam’ı kendine getirmiştir.
Babalık sorumluluğu Adam’a tekrar yüklenmişken çocukların isimlerini düşünmeye başlarlar. Samuel Hamilton’ın aklına Adam’ın kendi isminden yola çıkarak ‘Abel ve Cain’ kardeşler gelir ve Adam’a bu hikayeyi anlatır. Adam bu hikayeyi duyduğunda ona iyi gelir. Diğer insanları huzursuz etmesine nazaran.
‘Her oğlan çocuğu günahı kendi icat etti sanır.’ der. ‘Erdemi öğrendiğimizi düşünürüz, çünkü bize anlatılır. Ama günah kendi icadımızdır. Biz bundan geldik. Bu bizim babamız. Suçumuzun bir bölümü atalarımız tarafından üstlenilmiştir. Bizim elimizden ne gelirdi ki? Biz babamızın evladıyız. Yani ilk değiliz. Bir bahane, dünyada yeterince bahane yok.’ Hıristiyanlıkta da yaygın olan hatta kabul görülen bir inanç diyim Adem’in yasaklı meyveyi yemesinden yani ilk günahı işlemesinden dolayı insanın günahkar olarak doğduğuna ve yaratılış olarak böyle bir kusurla dünyaya geldiğine inanılır. Bu bakış açısıyla düşünüldüğünde Adam’ın bunu söylemesi benim ayrıca hoşuma gitti.
Burası Habil ve Kabili’in hikayesinin ve Kutsal Kitab’ın sorgulandığı kilit noktalar oluyor. ‘Ben Tanrı’ya biraz kızdığımı hatırlıyorum. Hem Kabil hem de Habil neleri varsa vermişler, Tanrı Habil’i kabul etmiş, Kabil’i reddetmiş. Bu bana öteden beri adaletli gelmedi.’ (Steinbeck 291)
Karakterlerin yorumuna gelmeden önce şunu eklemek istiyorum. İnsanın en önemli özelliklerinden biri seçim şansı. Burada Kabil Tanrı’nın Habil’i daha çok sevdiğini düşünüyor. Başkasına tercih edilen bir insanın düşüneceği şekilde ama bakıldığında belki Tanrı Kabil’e daha çok değer veriyordu ve seçme şansını ona atfetti. Habil belki daha önemsizdi onun için ve onu sınamadı. İslam’a göreyse bu hikaye Habil ve Kabil’in inançları üzerinde duruyor daha çok. Habil sürüsünün en genç ve en değerli kuzusunu verirken Kabil yetiştirdiği sebzelerden birer tane yani en özel olsun kaygısı içine girmeden hep yetiştirebildiği sebzelerden birer tane veriyor. Buradan da Habil’in daha inançlı olduğu ve Tanrı’yı daha çok sevdiği düşünülüyor. Hikayenin geri kalanında Kabil’in Tanrı’nın söylediklerine uymaması ve ona sinirlenmesi, yüzünü asması aslında inançsız biri olmasını gösteriyor. Tekvin’de ise inanç ya da inançsızlıkla ilgili bir bahis olmadığını ve sadece Kabil’in asabiliğini ima ettiğini söylüyor Samuel Hamilton.
Samuel Hamilton ve Adam’ın sorgulamalarının ardından Hıristiyan olmayan ve Doğu Mistisizmi’ni benimseyen Lee’nin yorumları hakikati gün yüzüne çıkarıyor. Birkaç çinli ihtiyarla orijinal hikayeyi anlamak için İbranice öğreniyor. ‘Standart çeviri, insanlara günaha hükmetmelerini ’emrediyor’. Kral James çevirisi ‘hükmedeceksin’ ile bir vaatte bulunuyor; insanların mutlaka günahı yeneceklerini söylüyor. Ama İbranice ‘timşel’ kelimesi – ‘hükmedebilirsin’ – bir tercih hakkı sunuyor.’ diyor. ‘Bu insanı üstün kılan, tanrılar nezdinde ona önem kazandıran bir şey, çünkü zaafına, pisliğine, kardeşini katletmesine rağmen hala büyük bir tercih hakkı onun elinde. Yolunu seçip mücadele edebilir ve kazanabilir.’ çünkü hükmedebilrsin.

Aron, Cal ve Vaat Edilmiş Topraklar Alegorisi
Adam ve Samuel isim ararken Samuel’in aklına Kudüs’e giren başlıca komutanlar gelir, Caleb ve Joshua. Daha önce askerlik yapmış Adam’ın hoşuna Joshua ismi gitmez ve İsrailoğullarının Kudüs’e gitmesini sağlayan bir diğer önemli isim olan Aaron’da (Türkçe karşılığı olarak Harun) karar kılarlar. Çocuklara bakıldığı zaman aslında ikisi de Adam’a benzemez. Hatta Adam Caleb’a baktığı bir anda içi aniden ürperir. Kardeşi Charles gibi bakıyodur adeta. Caleb Charles’ın yüz hatlarını almıştır, Aron ise Chaty’nin yumuşak çehresini.
Cal bakıldığı zaman kardeşine göre çok daha karanlık ve kötü düşünebilen bir karakterdir. Lee ve Adam Cathy’nin akıbetini çocuklardan ellerinden geldiğince saklamaya çalışsalar da Cal durumu öğrenir ve annesiyle yüzleşmeye gider. Kendisinin ona ne kadar benzediğini ve aklında dolaşan kötü düşünceleri ondan aldığını düşünür ve bunun altında kahrolur. Aron’un kalbinin annesinin nasıl biri olduğunu öğrendiğinde bu yükün altında ezileceğini bildiği için ondan saklamaya çalışır. Lee’nin yetiştirmesi ve öğretileri de etkili olacak ki kötü olduğunu sürekli kabul etse ve zaman zaman haksız kararlar alsa da bunun önüne geçmeye çalışır. Öte yandan kardeşi Aron aynı Adam gibi oldukça saf, pirüpak ve kötülükten arınmış bir çocuktur. Kardeşinin yaptığı birçok eylemi anlamlandıramaz. Kendini dine vermiş, papaz olmak isteyen erdemli bir gence dönüşmüştür.
Adam Cathy’den arınmanın verdiği hayat enerjisiyle kendine bir iş kurar ama ne yazık ki akıllıca bir proje değildir ve batar. Bunun üzerine babasını yine Charles gibi kutsallaştıran Cal babasının borçlarını kapatacak kadar para bulur. Aron ise üniversiteye Stanford’a gider. Şükran Günü’nde Cal babasına bu parayı hediye eder ancak babası bu paranın savaş zamanı halkın durumundan faydalanılan, helal kazanılan bir para olmadığını düşünerek hediyeyi kabul etmezmiş gibi bir de oğluna kızar ve kardeşin gibi üniversiteye gitseydin beni daha memnun ederdin gibi bir imada bulunur. Bunun üzerine Cal çok üzülür, sinirlenir ve tüm parayı yakar. Kendi kendine kötü bir şey yapmamak için ne kadar dirense de buna engel olamaz ve Aron’u Cathy’nin genelevine götürür. Camdan Cathy’nin kendisine benzeyen yüzünü görünce Aron buna dayanamaz ve oradan ağlayarak kaçar.
Aron bu gerçekle yüzleşemez, artık ne üniversiteye devam etmek ne de papaz olmak ister. Adeta ölmek istiyordur. I. Dünya Savaşı başlamıştır ve orduya yazılır. Uzun süre kardeşini görmeyen Caleb Aron’un ölüm haberini alır. Bunu duyan babası oğlunu kaybetmenin acısına dayanamaz ve inme geçirir, tüm vücudu felç olur. Caleb tüm bu olaylardan ötürü kendini sorumlu tutar ve ne yapacağını bilemez. Lee, Adam ölmek üzereyken oğluyla babasını yüzleştirir ve Adam’dan Cal’ı affetmesini ister. Adam son nefesinde oğluna gülümser ve timşel diyerek onu affeder.
Yazarın burada kurduğu alegoriye bakacak olursak tarihte Hz. Musa’nın ağabeyi Hz. Harun İsrailoğulları’nı Vaat Edilmiş Topraklar’a götürmek üzere önderlik yapan peygamberdir ancak İsrailoğullarının yaptıkları kötülüklere dayanamaz ve Kudüs’e ulaşamadan çölde hayatını kaybeder. Hz. Musa çöl yolculuğunda Vaat Edilmiş Toprakları keşfetmeleri için on iki casus gönderir ama yalnızca iki kişi Tanrı’ya ve kendilerine inanarak oraya gitmeye cesaret edebilmiştir; Caleb ve Joshua
Hikayede kastedilen Vaat Edilmiş Topraklar ise insanın içsel huzuru ve yaşamın ağırlığına karşı koyabilme gücüdür. Aron dünyadaki kötülüklerin altında ezilir ve hayata tutunamaz, huzura ve mutluluğa kavuşamaz. Buna karşın Cal kötülüğe hükmetme gücüne inanarak kötülükle nasıl savaşabileceğini öğrenmiş ve hayata tutunmayı başarmıştır.

Kitabın genel hatlarına baktığımızda karakterlerin iyi ve kötü olarak keskin bir şekilde ayrıldığını görebiliyoruz. İyi ve ahlaklı karakterlerin hepsinin adı Abel’dan gelen A harfi ile başlarken (Adam, Alice, Aron, Abra..) kötü olan karakterlerin hepsinin adı Cain’den gelen C harfi ile başlıyor. (Charles, Cathy, Cal, Cyrus..)
Bahsetmek istediğim, Habil ve Kabil hikayesine atıfta bulunan bir diğer detay ise hem Cathy’nin hem de Charles’ın alınlarının ortasında onlar olduğunu belirten bir iz bulunması. Tanrı Kabil’in tanınması için alnına bir nişane koymuştu. Aynı şekilde yazar da Charles’ın ve Cathy’nin kötücül düşünmeye başladıkları zamanlarda alınlarında, aldıkları darbeler sonucu oluşan izler koymuş. Cennetin Doğusu romanı böyle anlamlı detaylara yer veren, sürükleyici ve herkesin okumasını düşündüğüm muazzam bir kitaptı. Bir sonraki yazımıza kadar okur kalın, hoşça kalın.
KAYNAKÇA: John Steinbeck Cennetin Doğusu İletişim Yayınları https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3293760 https://tr.wikipedia.org/wiki/Aden_Bahçesi https://tr.wikipedia.org/wiki/Büyük_Babil https://tr.wikipedia.org/wiki/Harun https://en-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Caleb?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=tc https://en-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Serpents_in_the_Bible?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=tc
Aşk, Savaş ve Hafıza Üzerine Bir Ağıt: Hiroshima Mon Amour TIKLAYINIZ
Bir Aralar Başımıza Bela Olan “Karantina” Kelimesinin Kökeni TIKLAYINIZ
Hiç de Ustalık Gerektirmeyen Kitap Okuma Sanatı TIKLAYINIZ


